Kişisel Verilerin İdare Tarafından Üçüncü Tarafa Verilmesine İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararı

14 Ekim 2020 tarihinde, başvurucunun “kişisel verilerinin idare tarafından üçüncü bir kişiye verilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı kapsamında kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiği” iddiasına ilişkin bir Anayasa Mahkemesi (“AYM”) kararı[1] Resmi Gazete’ de yayımlanmıştır.

İhlal iddiasına ilişkin olay özetle şu şekildedir;

  1. Kişisel Verilerin İdare Tarafından Üçüncü Tarafla Paylaşılması

İddiaya konu olan olayda, çevre davalarıyla ilgili faaliyet gösteren Avukat  (“Başvurucu”),  imar planının iptali istemiyle açılan davada davacı vekilidir. Davaya müdahil olan şirketin vekili, İçişleri Bakanlığı’na başvurarak 4632 Sayılı Bilgi Edinme Kanunu kapsamında yargısal süreçte kullanmak üzere davaya ilişkin bilgi talebinde bulunmuştur.

İçişleri Bakanlığı tarafından şirket vekiline iletilen yazıda:

“...Ovacık Beldesindeki altın madeninin çıkarılmasını engellemeye yönelik tüm eylemleri ...nin organize ettiği, her türlü maddi desteği sağladığı, Başvurucu ve bazı şahıslar ile temas halinde olduğunu, Başvurucunun ...ye ait otelde kaldığı, konuya ilişkin bazı hususların gereği için Adalet Bakanlığı’na intikal ettirildiği...”

şeklinde, olayda adı geçen kişilerin kaldığı otel ve haklarında bir soruşturma olup olmadığına kadar bilgi paylaşılmıştır.
Başvurucu, İçişleri Bakanlığı tarafından hakkında düzenlenen bu yazıdan, Bugün Gazetesi’nin 22.07.2006 tarihli nüshasında yer alan bir köşe yazısında “...Avukat ... gibi devlet aleyhine çete kurmak suçlamasıyla yargılanmış ama yabancı bir ülkenin dışişleri bakanının Türk dışişleri bakanını ziyaretinden sonra dava dosyaları delil yetersizliğinden kapatılmış...” şeklinde, başvurucunun adına yer verilerek hakkındaki bir ceza soruşturmasından ve bu soruşturmanın akıbetinden söz edilmesi üzerine şikayetçi olduğu ceza soruşturma dosyasına Bakanlık’ğın yazısının sunulması üzerine haberdar olmuştur.  
Bunun üzerine Başvurucu, bilgi edinme hakkı kapsamında İçişleri Bakanlığı’nda kendisiyle ilgili yürütülen incelemeye ilişkin bilgi talep etmiştir, ancak bu talebi İçişleri Bakanlığı tarafından “Başvurucu hakkında İçişleri Bakanlığı nezdinde yürütülen bir inceleme mevcut olmadığı” şeklinde cevaplanmıştır.
 

  1. İlk Derece Mahkemesindeki Tam Yargı Davası Süreci

Başvurucu, İçişleri Bakanlığı tarafından şirket vekiline verilen cevapta kendisi hakkında gerçeği yansıtmayan bilgi ve tespitlerin bulunduğunu, yazının üçüncü kişilere verilmesi nedeniyle kişilik haklarının zedelendiği iddialarıyla manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur. Bu talebin reddedilmesi üzerine, İdare Mahkemesi’nde tam yargı davası açılmış olup, Başvurucu’nun manevi tazminat talebi, dava konusu yazı içeriğinde Başvurucu hakkında kamuoyu tarafından da bilinen süreç dışında bir bilgi yer almadığı, yazıda geçen “bazı şahısların çeşitli suçlardan adli makamlara tevdi edildiği” ifadesinin genel nitelikli bir ifade olduğu ve Başvurucunun kişilik haklarını ihlal eden bir durum mevcut olmadığı gerekçeleriyle İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Ret kararı, Danıştay[2] tarafından da onanmıştır.
 

  1. Anayasa Mahkemesi Kararı

Diğer hukuk yollarının tüketilmesi üzerine, Başvurucu konuyu AYM’ye götürerek; sadece yargı makamlarınca istenebilecek kendisine ilişkin bilgilerin mevzuatta öngörülen koşullar gözetilmeden İdarece şirket vekiline verildiğini, bu  yazının ceza soruşturma dosyasına da, daha sonra açtığı manevi tazminat davası dosyasına da üçüncü kişiler tarafından sunulduğunu, yazının başka kimler tarafından ve nasıl kullanılacağının belirsiz olduğunu iddia etmiştir.
AYM, konuyu Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “Özel Hayatın Gizliliği” hakkı kapsamında kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı yönünden ele almıştır. İlgili maddede belirtildiği üzere; “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir.”
AYM, İçişleri Bakanlığı’nın yazısını bir bütün olarak değerlendirdiğinde, yazıda yer alan Başvurucu’nun kaldığı otele, irtibat halinde olduğu kişilere ve sosyal ilişkileri ile bir yargılama sürecine ilişkin bilgilerin “belirli bir gerçek kişiye ait bilgi niteliğinde” olduğunu ifade ederek, yazıda geçen bu unsurları kuşkusuz kişisel veri olarak kabul etmiş ve kişisel verilerin korunması hakkına bir müdahale olduğu iddiasının kabul edilebilir olduğunu belirtmiştir.

Somut olayda, Başvurucu’nun açık rızası olmadan kişisel verilerinin üçüncü bir kişiyle paylaşıldığı görülmektedir. Açık rızasız veri işleme ve veri paylaşımı, ancak kanunda belirtilen hallerde yapılabilir. 6698 Sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu’nun 5. maddesinin 2. bendinin a. fıkrasında belirtildiği üzere, bu hallerden biri, “kanunlarda açıkça öngörülmesidir.” Bu doğrultuda konu, 4982 Sayılı Bilgi Edinme Yasası ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda yer alan hükümler çerçevesinde değerlendirilerek, özel kanunlarda açık rızasız veri paylaşımı yapılmasını hukuka uygun kılabilecek bir düzenleme olup olmadığı ele alınmıştır.
4982 Sayılı Bilgi Edinme Yasası’nın “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 21. maddesine göre, özel hayatın gizliliği kapsamında kalan ve açıklanması halinde sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, mesleki ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır.  Bu düzenlemenin tek istisnası, kişiye önceden haber verilerek yazılı rızasının alınması şartıyla ve kamu yararının gerektirdiği hallerin varlığı durumunda anılan bilgilerin açıklanabilmesidir.
AYM, Başvurucunun kaldığı otele, sosyal çevresine ve yargılama sürecine ilişkin kişisel veri niteliğindeki bilgilerin özel hayatın gizliliği kapsamında kaldığı ve açıklanması halinde avukatlık yapan başvurucunun şeref ve itibarı ile mesleki değerlerine haksız müdahale oluşturabilecek bilgiler olduğunu ve  Başvurucunun idare tarafından açıklanan kişisel verilerinin bilgi edinme kapsamında olmadığını ifade etmiştir. Nitekim, idare ve yargı makamları Başvurucuya ait bu bilgilerin açıklanmasında kamu yararı olduğunu ortaya koyamadıkları ve Başvurucunun da kişisel verilerinin açıklanması yönünde açık rızaının olmadığı hususları gözetildiğinde, Bilgi Edinme Yasası’nın Başvurucu’nun kişisel verilerinin üçüncü bir kişiyle paylaşılmasına dair kanuni bir dayanak oluşturmadığı açıktır.

1136 sayılı Avukatlık Yasası açısından ise AYM konuyu şu şekilde değerlendirmektedir: Sözkonusu Kanun’un “Avukatlığın amacı” başlıklı 2. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar, avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme, adaletli bir yargılamaya hizmet etme noktasında avukatın yargılamaya etkin katılımına kamu kurumlarınca destek verilmesi amacını taşımaktadır. Ancak, bu maddenin avukatların bilgi ve belge taleplerinin dava konusuyla ilgili olup olmadığı idare tarafından tartışılmaksızın avukatların istedikleri her türlü bilgi ve belgeye erişimlerinin sağlanması gerektiği şeklindeki geniş yoruma müsait olmadığı açıktır. Nitekim, Başvurucuya ilişkin kişisel verilerin üçüncü kişiye verilme nedeni olan asıl dava bir imar planına yönelik iptal davası olup, İçişleri Bakanlığı’nın bilgi verme yazısında belirttiği Başvurucunun kimlerle irtibatı olduğu, hangi otelde kaldığı gibi bilgilerin bu iptal davasının esasıyla bir ilgisi olmadığı açıktır. Daha da ötesi, bu verilerin en başta neden toplandığı ve bunun kanuni dayanağı gösterilememiştir.  

  1. Sonuç

Bütün bu değerlendirmeler ışığında AYM, Başvurucunun özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin idarenin işleminden kaynaklandığına karar vermiş, yeniden yargılama yapılması için dosyayı ilk yargılamayı yapan Ankara 7. İdare Mahkemesi’ne göndermiştir.
AYM’nin vermiş olduğu bu karar, kamu kurumlarının da ellerinde bulundurduğu verileri, veri sahibi ilgili kişinin açık rızası veya özel kanunlarla belirtilmiş hukuka uygunluk sebepleri olmadan üçüncü taraflara aktaramayacaklarının altını çizen önemli bir içtihat teşkil etmektedir.

6698 Sayılı Kanun uyarınca, Kişisel veriler, açık rıza olmaksızın ancak aşağıdaki hallerde işlenebilir ve aktarılabilir;

  1. Kanunlarda açıkça öngörülmesi,

  2. Fiili imkansızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması,

  3. Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması,

  4. Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması,

  5. İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması,

  6. Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması,

  7. İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.

Kamu ya da özel kurum fark etmeksizin, tüm veri sorumlularının bu düzenlemeye uygun davranması büyük önem taşımaktadır.

 


[1] Anayasa Mahkemesinin 2016/13010 numaralı 17.09.2020 tarihli kararı

[2] Danıştay 10. Dairesi 31.10.2013 sayılı kararı. Daha sonra Başvurucunun yaptığı karar düzeltme talebi de aynı şekilde Danıştay 10. Dairenin 22.12.2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

Sosyal Medya Paylaşım :