Anayasa Mahkemesi’nin Başvurucunun Kullandığı Telefon Hattı ile İlgili Bilgilerin Verilmesine Yönelik Talebinin Reddedilmesi Nedeniyle Özel Hayata Saygı Hakkı Kapsamındaki Kişisel Verilerin Korunmasını İsteme Hakkı ile Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiği Yönündeki Kararı
Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”) 2018/6161 başvuru numaralı 28/06/2022 tarihli bireysel başvuru denetimi kapsamındaki kararında;
Başvurucu; müşterisi olduğu A. İletişim Hizmetleri A.Ş.’den (“Veri Sorumlusu Şirket”), kullandığı telefon hattına ait 2014-2015 yıllarına ait internet verilerini, log kayıtlarını, telefonunun IMEI bilgilerini ve Hot Spot kullandığı tarih bilgilerini istemiştir. Veri Sorumlusu Şirket ise bahse konu bilgilerin kayıtlarda 5 yıl boyunca saklandığı için ancak mahkemenin talep etmesi halinde paylaşılabileceğini belirterek Başvurucu’nun bu talebini reddetmiştir. Bunun üzerine Başvurucu, söz konusu bilgilerin özel hayatıyla ilgili olduğunu ve kendisiyle paylaşılması gerektiğini, bilgilerin kendisiyle paylaşılmaması nedeniyle mağdur olduğunu belirterek bu bilgilerin kendisine verilmesi ve manevi tazminat taleplerinde bulunarak İstanbul Anadolu 1. Tüketici Mahkemesi’nde (“Mahkeme”) dava açmıştır.
Veri Sorumlusu Şirket ise cevap dilekçesinde, başvurucunun talep ettiği çağrı detaylarının talep tarihinden 2 yıl öncesine kadar olan kısmının Veri Sorumlusu Şirket’ten çeşitli yollarla öğrenilebileceğini, ayrıca Başvurucu’ya gönderilen çağrı detayında bu bilgilerin bir kısmının bulunduğunu, diğer bilgileri ise kişisel verilerin korunması ve tüketici mevzuatları uyarınca Veri Sorumlusu Şirket’in paylaşma yükümlülüğünün bulunmadığını ve Başvurucu’nun kendisinin tespit edebileceği kendi kullanımına ilişkin bilgilerin de herhangi bir hak ihlali oluşturmadığını belirtmiştir.
Bahsedilen hususlar üzerine Mahkeme, Başvurucu tarafından tespiti talep edilen bilgilerin hak ya da hukuki ilişkiden ziyade maddi verilere ilişkin olduğunu vurgulamış, bu verilerin HMK uyarınca tespit davasının konusunu oluşturmadığını, dolayısıyla menfaatin varlığının ispatlanamadığını belirtmiş, manevi tazminat bakımından ise zararın meydana gelmemesi sebebiyle koşulların oluşmadığını ifade ederek davanın reddine karar vermiştir. Bunun üzerine Başvurucu karar hakkında istinafa başvurmuş olsa da İstinaf mahkemesi de başvuruyu esastan reddetmiştir.
AYM ise, Anayasa’nın 20. maddesinde hüküm altına alınmış olan özel hayata saygı hakkının bireye mahremiyet hakkı verdiğini, mahremiyet hakkının ise kişiye sadece yalnız kalma hakkı değil aynı zamanda bireyin kendisiyle ilgili bilgileri kontrol edebilme hakkı da verdiğini belirtmiştir. Başvuruya konu olayda Veri Sorumlusu Şirket’ten talep edilen bilgilerin/verilerin belirli bir gerçek kişi hakkındaki bilgi olmasından bahisle kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan bilgilerin kişisel veri kapsamında olduğunu ifade eden AYM, , bu bilgilere erişilememesinin ise, Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamında, kişisel verilerin korunması hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
AYM, Anayasa’nın 20. maddesinin 3. fıkrasında hüküm altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığını belirtmiştir. Bu bağlamda, kararda kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği, buna ilişkin olarak da ilgili kişilerin kendi kişisel verilerine erişebilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasının önem arz ettiği değerlendirilmiştir. AYM, bu tedbirlere ilişkin olarak ise, devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde, bireylerin bu hak kapsamında kendilerine tanınan güvencelerden etkili bir şekilde yararlanabilmesi için gerekli ve yeterli mevzuatı oluşturma ve hak ihlali durumunda bu ihlalleri yaptırıma bağlama görevi bulunduğuna işaret etmiştir. Ancak mevzuata ve yaptırıma ilişkin düzenlemelerin devletin pozitif yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığını ve bu düzenlemelerin ayrıca etkili bir şekilde işletilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Yukarıda bahsedilen hususlara paralel olarak somut olay açısından yaptığı değerlendirmede AYM, mahkemelerin çok dar bir yorumla söz konusu talepleri maddi verilere ilişkin bulduğunu, Mahkeme nezdinde güncel bir yararın bulunmadığından menfaat şartı yokluğu nedeniyle davanın esasına girmeyerek reddettiğini ve bu şekilde yorum yaparak başvurucunun kişisel verilerine erişimini engellediğini belirtmiştir. Buna ek olarak kararda, hakimin önündeki uyuşmazlığı Anayasa'da yer alan temel hak ve hürriyetlere yönelik güvenceleri öncelikle dikkate alarak çözüme kavuşturması gerektiği, mahkemelerin gerek kişisel verilerin korunmasına ilişkin kanun hükümleri ve gerekse ilgili diğer mevzuatı gözeterek Veri Sorumlusu Şirket’in bu verilere erişim sağlaması yönünden ne gibi yükümlülükleri olduğunu yargılama sürecinde hiç tartışmayıp açıklığa kavuşturmadığı, yapılan yargılama sürecinde davanın esasının incelenmediği ve bu sebeple de teorik olarak mevcut olan etkili bir hukuk yolunun işlevsiz kalmasına yol açıldığı ifade edilmiştir. AYM anılan gerekçelerle, mahkemelerin Başvurucu’nun kişisel verilerine erişebilmesi yönündeki talebinin esasının incelenmesini engelleyen yorumu sebebiyle özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
Bilgilerinize sunarız.
GÜNGÖR HUKUK BÜROSU